- +

Düğme

Saatin alarmı ile yatağında doğrulup, açmakta zorlandığı gözleri ile mücadele etti bir süre. Nihayet az sonra kalkıp banyoya doğru ilerledi ve elini yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa yöneldi. Ancak buzdolabının kapısını açtığı anda bu fikrinden vazgeçti. Çünkü buzdolabı neredeyse tam takırdı. Alışveriş yapması gerekiyordu. Buzdolabının kapağını kapatıp guruldayan karnının sesini dışarıda bir şeyler atıştırarak dindirebileceğini düşündü.

Üzerini giyinip dışarıya çıkmak için tekrar yatak odasına döndüğünde sandalyenin üzerinde duran gömleğinin yakasının kirlenmiş olduğunu fark etti. Bunun üzerine gardıroptan temiz bir gömlek bulup giyinmeye başladı. Ancak gömleğin daha ilk düğmesini iliklemeye çalışırken ipi kesilen düğme birden bire elinde kalıverdi.

Bir süre anlamsızca elinde duran düğmeye baktı. Az sonra güçlükle de olsa yatağın kenarına oturup, bir yandan elindeki düğmeyi tüm gücüyle sıkarken bir yandan da hıçkırarak ağlamaya başladı. 

Ağlamasının nedeni özlemdi, ağlamasının nedeni çaresizlikti ve ağlamasının nedeni bu basit düğmeydi. Bugüne kadar gömleğinin kopan bir düğmesini dikmesi hiç gerekmemişti, çünkü bunu onun yerine daima eşi yapardı. Yani iki hafta önce kanser nedeniyle kaybettiği ve canından çok sevdiği eşi. 

Biber Kızartması

Sokakta top oynamaktan suratı kıpkırmızı olmuş, terden sırıl sıklam ve üstü başı kir içindeki çocuk eve geldiğinde alır kokuyu ve o anda ağzı sulanmaya başlar. Çünkü bu kokunun kaynağını bilmektedir; biber kızartması. Doğruca mutfağa yönelir ve ocağın başında biber kızartan annesini görür. Çocuklar kiri pası umursamadığından kerata direkt yemeğe odaklanır ve kızarmış biberlerin üst üste konduğu tabaktan bir tane biber aşırmaya çalışır. Ancak anne, anneliğin gereği olarak; “Ne bu üstünün başının hali?” diye azarlar onu ve ellerini yıkamaya gönderir.

Çocuk ellerini yıkamak için lavaboya koşar ve hemencecik ellerini yıkar. Yemekten sonra banyo yapacağından haberi yoktur tabi ki. Ellerin yıkanmasının ardından da büyük bir iştahla biberlere yumulup karnını doyurur çocuk tıka basa, sonra da zorla banyoya… Her ne kadar erken yatmak istemese de top oynamanın verdiği yorgunluk, kızartmanın verdiği ağırlık ve banyo yapmanın rahatlığı ile az sonra derin bir uykuya dalar. 

Mektup

Genç kız altı haftadır yolunu gözlediği mektubuna kavuştuğunda dikkatli ama hızlı bir şekilde zarfı açar ve içinde yer alan sayfalarla birlikte bir gül kurusunu da ortaya çıkartır. Önce uzun uzun gülü koklar ve ardından bir elinde kurumuş gül olduğu halde mektubu okumaya başlar.

Sevdiği önce selam sabah etmiş, hal hatır sormuştur. Daha sonra güney cephesinden ve askerliğinin nasıl geçtiğinden bahsetmiş, hemen ardından da geç kızın kendisini merak etmemesini tembihlemiştir. Tüm bunların ardından genç kıza olan aşkını bir birinden güzel sözlerle dile getirmiş ve müjdeyi vermiştir. Muhtemelen bu mektup genç kızın eline geçtikten bir ay sonra delikanlı dönmüş olacaktır ve döndüğünde de… Evet, genç kız doğru okumaktadır. Delikanlı döndüğünde, genç kızın da rızası varsa, onu babasından resmen isteyeceğini ve onunla evlenmeyi dünyadaki her şeyden çok arzuladığını yazmıştır.

Genç kızın duyduğu mutluluğun bir eşi benzeri daha yoktur, sevinçten gözlerinden yaşlar süzülürken bir elinde kuru gül bir elinde de mektupla birlikte annesine koşar. Mektubu ve içinde yazanları annesine anlatır. Annesi de onun sevince ortak olur.

Az sonra ana kız sevinç içinde genç kızın düğünüyle ilgili hayaller kurmaya başlarlar, lakin bilmedikleri bir şey vardır. Genç kızın sevdiceği iki gün önce şehit düşmüştür.